No text

Agim Rifat, Az Sözle Çok Şey Anlatmak Seven Şair-Yazar

Perşembe 25 Şubat 2021 18:39

Kosova’da Türk Edebiyatı’nın duayen isimlerinden, yazar ve şair Agim Rifat Yeşeren ile sanat hayatı yolculuğu ve geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Adrese Teslim” ve “BosforBrod” kitapları hakkında konuştuk.

Hukuk Fakültesi mezunu olarak, sanatın birçok dalında faaliyet gösterdiniz ve aynı zamanda ticaretle de uğraştınız. Hayatınızdaki bu mozaik nasıl oluştu?

Bunu tek bir cümleyle özetlemek gerekirse; Balkan coğrafyasında yaşayanlar, her şeye hazırlıklı olmalıdırlar.
Zamanın değişimi ile başınıza türlü durumlar gelebilir. Ama hiçbir zaman ümidinizi yitirmemelisiniz. Herkes, durumun ve zamanın değişimine göre farklı çalışmalarda bulunabilir.
Her şey sanatla başladı. Çocukluktan beri en büyük hayalim ressam olmaktı. Ama sanata ilk adımımı müzikle attım. 1967 yılında ilk defa sahneye çıktım. O dönemlerde Pop müziği icra eden bir müzik grubumuz vardı. Ben, grubun solistiydim ve aynı zamanda gitar da çalıyordum. O yıllarda balolar düzenliyorduk ve biz de o balolarda sahne alıyorduk.
Lise yıllarımda Zekir Sipahi ile tanıştım. Kendisi hem sınıf hem de sıra arkadaşımdı. Onun vesilesiyle tiyatroya başladım. O dönemdeki lakabı “Professor Pauza” olan Zekir Sipahi ile birlikte ders aralarında gösteriler yaparak, arkadaşlarımızı eğlendirmeye başladık.
Lise eğitimimi tamamladıktan sonra tahsilime Hukuk Fakültesi’nde devam ettim. Ama sanatı hiçbir zaman bırakmadım.
Sanat dalları arasında yumuşak geçişler yaptım. Resim ve müzik yanısıra, edebiyat alanına ilk olarak şiir yazmakla başladım. Şiirle uğraşan biri, her zaman sahneye ilgilidir. Şiir ve tiyatro birbirine benzer ve birbirini etkiler. Çünkü ikisinin de temeli “az sözle, çok şey anlatmaktır.”
Dünya edebiyatına bakıldığında çoğu şair, aynı zamanda oyun yazarlığı da yapmıştır. Örneğin: Shakespeare bir şairdir. Ama aynı zamanda birçok oyun yazmıştır.


Faaliyet gösterdiğiniz sanat alanlarının hangisine kendinizi en yakın hissettiniz?


Kendimi şiir, tiyatro ve müziğe en yakın hissettim. Çünkü hepsi birbirine bağlı bir şekilde ilerliyor. Mesela müzik, hem tiyatroda hem de şiirde mevcuttur. Hatta ve hatta her cümlede ve her kelimede müzik vardır.
Bütün işlerimi çok severek yaptım. Ama şiir benim için bambaşka bir duygudur.

Onuncu yaşını kutlayan “İmza” Dergisi’nin başındasınız. “İmza”  Dergisi’ nin okuyucularıyla buluşma yolculuğunu özetler misiniz?


Edebiyat alanında adımlarken, ister istemez gazete ve dergilerle iç içe oldum. Bu süre zarfında bir çok gazete ve dergide eserlerimi yayınladım. Dergilere karşı her zaman ilgim vardı. Bu sebeple de kendi dergimi yayınlamaya karar verdim.
Dergi yayınlamaktan dolayı çok mutluyum. Derginin her sayısını kendi öz çocuğum gibi seviyorum. Bu işte ayakta kalabilmek için hem maddi hem de manevi açıdan çeşitli zorluklarla mücadele etmen gerekiyor. Ancak, işini severek ve bilerek yaptığın sürece bütün bu zorlukların üstesinden gelebiliyorsun. Sevgi ve bilgi birbirini tamamlıyor. Bu işi yaparken sevgi yoksa bilginin, bilgi yoksa sevginin bir anlamı kalmaz. Ben de bu alandaki tecrübelerimi, alana yönelik duyduğum sevgi ile birleştirerek “İmza” Dergisi’nin başında on yıldır ayaktayım.  
Dergi konusunda üzüldüğüm tek nokta, gençlerin çok fazla ilgi göstermemeleridir. Benim en büyük gayem, gençleri yetiştirmek olmuştur. Elbette ki gençlere de anlayış gösteriyorum. Zamanla birlikte, gençlerin ilgi alanları da değişti. Buna bir de siyasi ve toplumsal değişiklikler eklenince, gençler sanattan iyice uzaklaştılar.
Edebiyatımızı ayakta tutmak için, yapılan çalışmaların devamlılığı önemlidir. Bu sebeple, gençlerimizi tekrardan aktifleştirmemiz gerekiyor. Ben, her zaman bunun mücadelesini verdim ve vermeye de devam edeceğim.


Genç kuşakların sanata  yönelik ilgilerini arttırmak için toplumsal düzeyde ne gibi çalışmalar yürütülmesini tavsiye edersiniz?


Bu sorun, bir tek bizim toplumumuzun sorunu değildir. Kosova’da, hatta Balkan coğrafyasında yaşayan bütün toplumlarda aynı sorun mevcuttur. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Okumaya yönelik ilgi çok az. Bu durum, Arnavut ve Boşnak toplumunda da aynı. Boşnaklar yeni bir akıma geçtiler ve bana göre Boşnaklar aramızdaki en dinamik toplum konumunda bulunuyorlar.
1984 yılından beri Kosova Yazarlar Derneği’nin üyesiyim. O günden bu yana hep inişli çıkışlı dönemler vardı. Çok parlak dönemlerimiz de oldu. Ama şimdiki gidişat, iyi yönde değil. Bir kopukluk ve dağınıklık var. Ama bu durum geçicidir.
Durumumuzu bir metafor ile anlatacak olursam; Bir topu havaya attığınızda, bir süre sonra yere düşecektir. Top yere düşer, ama aldığı darbe aslında topu daha da hızlandırır. Topun yükselmesi için, ilk olarak yere çarpması gerekir.



Yakın dönemde, “Adrese Teslim” ve “BosforBrod” isimli iki adet şiir kitabı çıkardınız.  “BosforBrod” kitabını neden Boşnak dilinde yazdınız?


Küçük yaştan beri Boşnakça’ya hakimim. Daha 15 yaşlarımdayken, Boşnakça bir şeyler karalamaya başladım.
“BosforBrod” kitabı da doğrudan doğruya Boşnakça yazmış olduğun bir kitaptır, çeviri değildir. Bu kitaptan önce, Boşnakça yazdığım bir çocuk kitabım da bulunuyordu. Böylece, Boşnak edebiyatına da giriş yaptım. Boşnaklar da beni kendilerinden biri olarak görüyorlar.
Bu son kitabımda, Boğaziçi anlamına gelen “Bosfor” ve Gora bölgesindeki “Brod” Köyü arasındaki bağlantıya dikkat çekmek istedim.
İki dilde (Türkçe ve Boşnakça) eserler yazmak kolay bir iş değil. Balkanlar’da iki dilde de eserler yayınlayan İlham Emin ve Arif Bozacı gibi ender yazar ve şairimiz bulunuyor. Ben de hem Türkçe hem de Boşnakça yazabiliyorum.

Yayınlanan son kitabınız “Adrese Teslim”, ne tür mesajlar içeriyor?


Adından belli olacağı üzere, her şiiri tek tek bireylere ulaştırmaya çalıştım.
Örneğin: Mahkemede bir duruşma düzenleneceği zaman, yargıç tarafları davet eder. Davetiye, özel olarak davalı ve davacıya gider. O davetiye şahıslara özeldir, başkası o davetiyeyi teslim alamaz.
“Adrese Teslim” kitabımda ben de şiirlerimi direkt olarak bireylere atfettim. Değişik adreslere, değişik şiirler ulaştırmaya çalıştım. Kitabımda, “Yumuşak İniş”, “HemHem”, “Atlama Tahtası”, “Biyografi” gibi bölümler bulunuyor. Her bölümde ayrı bir anlam var.


Sanat hayatınızda birçok eser yayınladınız. Bu kadar eser sahibi olmak size ne hissettiriyor?


 Sanat hayatım boyunca 15’i şiir kitabı olmak üzere, 30’dan fazla kitap yazdım.
İşimi her zaman severek ve büyük bir zevkle yaptım. Eserlerimin yayınlaması ve bu eserlerin gelecek nesillere de aktarılacak olması benim için mutluluk ve gurur vericidir.   



Aynı anda bir çok alanda faaliyet göstermeyi nasıl başardınız?


Şiirde yorulduğum zaman, hikayeye geçerim. Hikayede yorulduğumda, tiyatroya geçerim. Birinde tıkandığım zaman hemen diğer bir alana geçiş yapıyorum. Bu dinamizm benim hayat tarzım ve hayatım boyunca bana çok yardımcı oldu. Sanatta tek bir alana bağlı kalınırsa, enerji bir süre sonra tükenir.


Son olarak, gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?


Genç nesillere yönelik tek tavsiyem, olabildiğince kitap okumalarıdır. Özellikle iletişimin elektronik cihazlarla sağlandığı bu çağda, kitap okumak çok daha önemli bir hale geldi.
Gençlerimiz telefonlarının kölesi olmasınlar. Çünkü oradaki bilgiler uçup, gider. Kitaplar ise her zaman yanı başımızladırlar. Kitap okumayan biri, çok fazla bilgiden mahrum kalır.     
Gençlerin boş durmaktansa, bir uğraş edinmeleri gerekir. Yaşamak, ancak o şekilde bir anlam kazanır.
Her gençte bir değer vardır. Sadece bu değerin keşfedilmesi gerekir. Gençler, kendilerini keşfetsinler. Hangi alanlara ilgili ve yetenekli olduklarını belirlesinler.
Mevlana, “Ne varsa içindedir” der. O yüzden gençlerimizin başkalarına özenerek değil, kendi değerlerini keşfederek yol almaları gerekir.


No text